Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
Giris
Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız.
12.000 sene öncesine dayanan insanlık tarihinin en karanlık zamanlarını yaşıyoruz gibime geliyor.Saçma sapan nedenlerle birbirinin canına kast eden başka bir canlı var mıdır acaba?
Sizin gönderdiğini Savaş Oyuncaklarının görünce aklıma Peace Sells but Who's Buying?? geldi
http://www.youtube.com/watch?v=6KDO_yCYcuU
So we left Beirut Willa and I
Willa ve ben, ayrıldık Beyrut'tan
He headed East to Baghdad and the rest of it
O doğuya devam etti; bağdat'a ve ondan geriye kalanlara ...
I set out North
Bense kuzeye yöneldim, eve doğru.
I walked the five or six miles to the last of the street lamps
Son sokak lambalarına doğru 5-6 mil yürüdüm,
And hunkered in the curb side dusk
Yolun kenarında bol toz yutarak,
Holding out my thumb
Umutsuzca otostop çektim başparmağım ilerde
In no great hope at the ramshackle procession of home bound traffic
Eve dönen araçların köhne geçit töreninde.
Success!
Başardım!!!
An ancient Mercedes 'dolmus '
Antika bir Mercedes dolmuş!
The ubiquitous, Arab, shared taxi drew up
Sıradan, Arap, dolmuş taksi yanaştı
I turned out my pockets and shrugged at the driver
Ceplerimi tersine çevirip omuzlarımı kaldırdım.
" J'ai pas de l'argent "
"param yok!"
" Venez! " A soft voice from the back seat
"Atla!" Dedi arka koltuktan yumuşak bir ses...
The driver lent wearily across and pushed open the back door
Şöför yorgunca uzanıp iterek açtı arka kapıyı
I stooped to look inside at the two men there
Eğilip içeri baktım; içeride iki adam oturuyordu:
One besuited, bespectacled, moustached, irritated, distant, late
Biri takım elbiseli, düzgün görünüşlü, bıyıklı, kızgın, mesafeli, gecikmiş;
The other, the one who had spoken,
Diğeri, benimle konuşan,
Frail, fifty five-ish, bald, sallow, in a short sleeved pale blue cotton shirt
Zayıf, 50'lerinde , kel, soluk tenli, kısa kollu solmuş mavi keten gömlekli
With one biro in the breast pocket
Göğüs cebinde bir tükenmez kalem
A clerk maybe, slightly sunken in the seat
Bir katip belki, biraz gömülmüş koltuğa:
"Venez!" He said again, and smiled
"Atla!" .. Dedi gülerek.
"Mais j'ai pas de l'argent"
"Ama param yok!"
"Oui, Oui, d'accord, Venez!"
"Tamam, tamam, anladık; atla!"
Are these the people that we should bomb
Bu insanları mı şimdi bombalamamız gerekli ?
Are we so sure they mean us harm
Bize zarar vereceklerinden emin miyiz ?
Is this our pleasure, punishment or crime
Bizim ana felsefemiz cezalandırmak mı ?
Is this a mountain that we really want to climb
Bir dağ mı gerçekten tırmanmak istediğimiz
The road is hard, hard and long
Yol zorlu, zorlu ve uzun
Put down that two by four
İndir şu dördünden ikisini!
This man would never turn you from his door
Bu adam asla seni kapısından çevirmezdi.
Oh George! Oh George!
Ah George! Ah George!
That Texas education must have fucked you up when you were very small
Şu Texas eğitimi, beynini sikmiş senin daha küçücükken.
He beckoned with a small arthritic motion of his hand
Eliyle artritli bir hareketle içeri gelmemi işaret etti
Fingers together like a child waving goodbye
Sanki bir çocuk el sallar gibi parmakları bir arada,
The driver put my old Hofner guitar in the boot with my rucksack
Şöför sırt çantamla eski Hohner gitarımı bagaja koydu
And off we went
Ve yola koyulduk.
" Vous etes Francais, monsieur? "
"Fransız mısınız beyefendi ?"
" Non, Anglais "
"Hayır, İngiliz'im"
" Ah! Anglais "
"Ah! İngiliz!"
" Est-ce que vous parlais Anglais, Monsieur? "
"İngilizce konuşuyor musunuz beyefendi?"
"Non, je regrette"
"Hayır, maalesef!"
And so on
Ve böylece
In small talk between strangers,
Devam etti küçük sohbetimiz iki yabancı arasında,
his French alien but correct
Fransızca'sı garipti ama doğruydu.
Mine halting but eager to please
Benim Fransızcam duraksıyordu ama istekliydik konuşmaya
A lift, after all, is a lift
Yolculuktu, hepsi hepsi bir yolculuktu..
Late moustache left us brusquely
Kaba bir şekilde indi geç kalmış bıyıklı ,
And some miles later the dolmus slowed at a crossroads lit by a single lightbulb
Ve bir kaç mil sonra dolmuş tek bir elektrik direğindeki ampulle aydınlanan bir kavşakta yavaşladı,
Swung through a U-turn and stopped in a cloud of dust
Bir u dönüşü yapıp tozların içinde durdu.
I opened the door and got out
Kapıyı açıp dışarı çıktım
But my benefactor made no move to follow
Yardımsever adam beni izlemedi
The driver dumped my guitar and rucksack at my feet
Şöför gitarımı ve sırt çantamı ayaklarımın dibine attı,
And waving away my thanks returned to the boot
Teşekkürlerimi elinin bir hareketi ile savuşturup, eğildi yeniden bagajın içine
Only to reappear with a pair of alloy crutches
Sonra bir çift koltuk değneği ile belirdi yeniden
Which he leaned against the rear wing of the Mercedes.
Ve mercedes'in arka kaputuna yasladı onları
He reached into the car and lifted my companion out
Arabanın içine uzanıp arkadaşımı kaldırdı,
Only one leg, the second trouser leg neatly pinned beneath a vacant hip
Sadece bir bacak, diğerinin olduğu yerde,pantolonu kalçasının altından tutturulmuştu iğne ile
" Monsieur, si vous voulez, ca sera un honneur pour nous Si vous venez avec moi a la maison pour manger avec ma femme "
"Bayım, lütfederseniz, karım ve benim için sizi yemekte ağırlamak bir şereftir!"
When I was 17 my mother, bless her heart, fulfilled my summer dream
17 yaşımda, annem, tanrı onun o tatlı yüreğini kutsasın, benim yaz rüyamı gerçekleştirdi
She handed me the keys to the car
Bana arabanın anahtarlarını verdi
We motored down to Paris, fuelled with Dexedrine and booze
Topukladık doğru Paris'e, depolarımızı içki ve Dexedrine'le doldurup
Got bust in Antibes by the cops
Yakalandık polise Antibes'te
And fleeced in Naples by the wops
Orospular soydu bizi Napoli'de
But everyone was kind to us, we were the English dudes
Ama herkes bize iyi davrandı, İngiliz zıpırlardık biz,
Our dads had helped them win the war
Babalarımız kazanmalarına yardım etmişti savaşı
When we all knew what we were fighting for
Ne için savaştığımızı tümüyle öğrendiğimizde.
But now an Englishman abroad is just a US stooge
Ama şimdi, İngilizler yurtdışında sadece Amerikan pişekarları
The bulldog is a poodle snapping round the scoundrel's last refuge
Buldog artık bir fino oldu hergelenin kaldırımında şekerleme yapan.
"Ma femme",
"Karım"
thank God! Monopod but not queer
Allah'a şükür! Tek bacaklı ama sapık değil!
The taxi drove off leaving us in the dim light of the swinging bulb
Taksi uzaklaştı sallanan lambanın zayıf ışığının altında bırakıp bizi
No building in sight
Görünürde hiçbir bina yoktu
What the hell
Ne cehennem!
"Merci monsieur"
"Teşekkür ederim efendim"
"Bon, Venez!"
"Tamam, hadi izle beni!"
His faced creased in pleasure, he set off in front of me
Yüzü keyifle kırıştı ve önüm sıra yola koyuldu
Swinging his leg between the crutches with agonising care
Acılı bir dikkatle savurarak tek bacağını koltuk değneklerinin arasında
Up the dusty side road into the darkness
Yolun tozlu kenarından karanlığın içine doğru.
After half an hour we'd gone maybe half a mile
Yarım saat sonra ancak yarım mil kadar ilerlemiştik
When on the right I made out the low profile of a building
Sağ tarafta zor seçilen bir binanın siluetini fark ettiğimde
He called out in Arabic to announce our arrival
Gelişimizi bildirmek için Arapça seslendi
And after some scuffling inside a lamp was lit
Sürtünme sesleri geldi önce, sonra bir ışık yandı
And the changing angle of light in the wide crack under the door
Açılan kapının altındakı boşlukta açısı değişen ışık,
Signalled the approach of someone within
Bize birinin gelişini haber verdi
The door creaked open and there, holding a biblical looking oil lamp
Kapı gıcırdayarak açıldı ve elinde incil'den fırlamış gibi bir duran gaz lambası ile
Stood a squat, moustached woman, stooped smiling up at us
Beli bükülmüş bıyıklı bir kadın gülümseyerek eğildi bize doğru
She stood aside to let us in and as she turned
Dönüp bize yol verdi içeri girelim diye
I saw the reason for her stoop
O zaman anladım eğilmesinin sebebini
She carried on her back a shocking hump
İnsanı şok eden bir kamburu vardı sırtında
I nodded and smiled back at her in greeting, fighting for control
Selamına karşılık olarak başımı sallayarak gülümsedim ve nezaketimi kontrol etmeye çalıştım
The gentleness between the one-legged man and his monstrous wife
Bu tek ayaklı adamla kambur karısının arasında;
Almost too much for me
Bu kadarı da çok fazlaydı benim için !
Is gentleness too much for us
Nezaket çok mu fazladır bizim için ?
Should gentleness be filed along with empathy
Nezaket bir başkasının çocuğu için duyduğumuz acıma kadar
We feel for someone else's child
Uzak bir duygu mudur yoksa?
Every time a smart bomb does its sums and gets it wrong
Bir akıllı bomba her zaman işini yapar, amacına ulaşır
Someone else's child dies and equities in defence rise
Başkalarının çocukları ölür ve savunanların adalet arayışı artar
America, America, please hear us when we call
Amerika, Amerika, lütfen duy bizi seslendiğimizde
You got hip-hop, be-bop, hustle and bustle
Hip-hop'unuz var, be-bop'unuz var, itiş-kakışınız var
You got Atticus Finch
Atticus Finch'iniz,
You got Jane Russell
Jane Russel'iniz
You got freedom of speech
Konuşma özgürlüğünüz var
You got great beaches, wildernesses and malls
Harika plajlarınız var, vahşi doğanız ve alışveriş merkezleriniz
Don't let the might, the Christian right, fuck it all up
Sakın gücü boş bırakma, hristiyanlık adına, siktiret hepsini
For you and the rest of the world
Kendin için ve kalanı için dünyanın.
They talked excitedly
Heyecanla konuştular
She went to take his crutches in routine of care
Gelip kocasının koltuk değneklerini aldı, alışık bir ilgiyle
He chiding, gestured
Adam el kol hareketleriyle azarlarcasına
We have a guest
Bir misafirimiz var! dedi
She embarrassed by her faux pas
Hatasından utandı kadın
Took my things and laid them gently in the corner
Eşyalarımı alıp nazikçe bir köşeye koydu
"Du the?"
"Biraz çay?"
We sat on meagre cushions in one corner of the single room
Tek göz odada, köşeye yapılmış setin üstüne, minderlere oturduk
The floor was earth packed hard and by one wall a raised platform
Yer sertleştirilmiş topraktandı, bir duvarın önünde yüksekçe bir platform yapılmıştı
Some six foot by four covered by a simple sheet, the bed
1.80'e 1.20m, ve basitçe bir çarşafla kaplanmıştı yatak olsun diye.
The hunchback busied herself with small copper pots over an open hearth
Kambur, küçük bakır cezvelerle birşeyler yapmaya başladı ve ocağı açtı
And brought us tea, hot and sweet
Ve bize sıcak ve tatlı çay sundu
And so to dinner
Ve akşam yemeği,
Flat, unleavened bread, thin
Lavaş ekmeği
Cooked in an iron skillet over the open hearth
Açık ateş üstünde sacta pişmiş.
Then folded and dipped into the soft insides of female sea urchins
Sonra dişi deniz kestanelerinin yumuşak içine batırıp, yemeğimizi yedik.
My hostess did not eat, I ate her dinner
Ev sahibesi yemedi, onun yemeğini ben yedim
She would hear of nothing else, I was their guest
Misafirleriydim, bu kadarı yeterdi.
And then she retired behind a curtain
Sonra kayboldu bir perdenin arkasında,
And left the men to sit drinking thimbles full of Arak
Etiketi solmuş eski bir şişeden dikkatle paylaştırılan
Carefully poured from a small bottle with a faded label
Rakıyı küçük kadehlerde içen adamları başbaşa bırakıp.
Soon she reappeared, radiant
Kısa süre sonra yeniden belirdi kadın,
Carrying in her arms their pride and joy, their child.
Neşe yayarak, kollarında gururları ve neşeleri olan çocuğu.
I'd never seen a squint like that
Ben o bakışı unutamadım hiç,
So severe that as one eye looked out the other disappeared behind its nose
Öyle sert, biri sana bakarken diğeri kaybolmuş ardında burnunun.
Not in my name, Tony, you great war leader you
Benim adıma değil, Tony, sen büyük bir savaş liderisin,
Terror is still terror, whosoever gets to frame the rules
Terör hala terör, kim nasıl koyarsa koysun kuralı
History's not written by the vanquished or the damned
Tarih hiç yazılmadı ki lanetlenenler veya yenilenler tarafından
Now we are Genghis Khan, Lucretia Borghia, Son of Sam
Şimdi Cengiz Han'ız, Lükreş Borjiya'yız, Sam'ın oğluyuz biz
In 1961 they took this child into their home
1961'de evlerine aldılar o çocuğu onlar
I wonder what became of them
Merak ediyorum ne oldu onlara
In the cauldron that was Lebanon
Lübnan denen o kaynayan kazanda
If I could find them now, could I make amends?
Eğer bulabilsem onları şimdi ,değiştirebilir miydim birşeyleri?
How does the story end?
Acaba bu hikaye nasıl bitti?
And so to bed, me that is, not them
Ve yatak zamanı, benim için, onlar için değil
Of course they slept on the floor behind a curtain
Onlar tabi ki yerde uyudular perdenin öbür yanında.
Whilst I lay awake all night on their earthen bed
Bütün gece uyumadan yattım o topraktan yataklarında
Then came the dawn and then their quiet stirrings
Ve şafak söktü, heyecanlı fısıldaşmalarını duydum
Careful not to wake the guest
Dikkatli ve sessiz, misafir uyanmasın diye
I yawned in great pretence
Esaslı bir rol yaptım uyumuş gibi ve gerindim,
And took the proffered bowl of water heated up and washed
Teklif edilen bir leğen ısıtılmış suyu aldım ve yıkandım
And sipped my coffee in its tiny cup
Ve kahvemi yudumladım minik fincandan
And then with much "merci-ing" and bowing and shaking of hands
Ve bolca teşekkür, eğilme ve el sıkışmayla
We left the woman to her chores
Kadını angaryasıyla başbaşa bırakıp ayrıldık
And we men made our way back to the crossroads
Ve, iki adam, yeniden yola koyulduk o kavşağa doğru.
The painful slowness of our progress accentuated by the brilliant morning light
Parlak sabah güneşinin belirginleştirdiği acı dolu yavaşlığımızla ilerledik
The dolmus duly reappeared
Dolmuş tam zamanında belirdi
My host gave me one crutch and leaning on the other
Ev sahibim koltuk değneklerinden birini bana verdi , diğerine yaslandı
Shook my hand and smiled
Ve boşta kalan eliyle elimi sıkarak gülümsedi
"Merci, monsieur," I said
"Teşekkürler, efendim" dedim
" De rien "
"Rica ederim!"
" And merci a votre femme, elle est tres gentille "
"Ve karınıza da teşekkürler, çok düşünceli kendisi"
Giving up his other crutch
Kurtarıp kendisini diğer koltuk değneğinden
He allowed himself to be folded into the back seat again
Arka koltuğa bıraktı bedenini yeniden.
"Bon voyage, monsieur," he said
"İyi yolculuklar beyefendi" .. Dedi
And half bowed as the taxi headed south towards the city
Ve taksi güneye, şehre doğru ilerlerken hafifçe başıyla selamladı beni
I turned North, my guitar over my shoulder
Kuzeye döndüm, gitarım omuzumda
And the first hot gust of wind
Ve ilk esişiyle sert sıcak rüzgar
Quickly dried the salt tears from my young cheeks.
Hemen kuruttu genç yanaklarımdaki tuzlu gözyaşlarımı... _________________
En son ilyada tarafından Cum Ksm 04, 2011 6:18 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Kayıt: May 05, 2004 Mesajlar: 1614 Nerden: İstanbul
Tarih: Çrş Mar 23, 2011 3:52 am Mesaj konusu:
Bi de bişey ekleyin şuraya arada sırada yahu.. Açıp dinleyelim.. Açıyorum bakıyorum başlıklar bomboş hiç bişey yok.. Yine bakıyorum yine yok..Var mı öyle vermeden sadece almak ? Anca dinliyorsunuz.. Bu son arkadaş.. Bi daha müzik falan yok. İnsafsızlar hazıra dağ dayanmaz..
----
Neyse.. Muzika diyelim.. Muzika non stop..
Keyfim yerinde bu sabah.. Goran bizi diskooyaaa götüüüüüüürrr
Kayıt: May 05, 2004 Mesajlar: 1614 Nerden: İstanbul
Tarih: Cum Mar 25, 2011 4:10 pm Mesaj konusu:
Güzelmiş. Çocukluğumdan bir yerlerde, sinema uyarlamalarından birini, siyah beyaz Trt'de evde oturup ailece Quasimodo'nun haline üzülüp salya sümük ağlaya ağlaya izlediğimizi hatırlarım. Anne, baba ve 7-8 yaşında çocuk.. Bunlar kolay kolay aynı şeylere ağlamaz, ama bu Esmeralda çok tehlikeli bi hatun, rahip tam sopalık, Quasimodo hem çok insan, hem çok zavallı, Parisliler de ayrıca çok adiler ... O yaşlardan hafızamda kalmış nadir şeylerden biridir. Güzellik/çirkinlik kavramlarını bu kadar gaddarca sorgulatan başka bir eser daha yoktur herhalde. Direk kabahat atacak kimsenin olmaması da yanında hediyesi..
Müzikalini de izlemeli.
---
Ben de Leonard Cohen şarkılarına taktım bugünlerde
Not: Apocalyptica'nın motor kullanırken dinlendiğinde acaip gaza getirdiği, hele buraya eklemediğim bazı parçaların özellikle tehlikeli olduğu ve gaz elciğine "dışarıdan" müdahale edebilecek kadar gaz verici potansiyeli olduğu bizzat tarafımdan test edilmişti, pis tırsmış idim. "Asfaltı ağlatırız agaaa..." diyen arkadaşlara daha hard parçalarını tavsiye ederim
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız